30 Kasım 2008 Pazar

Mavi Yeşil Dergisine verdiğim Röportaj

1- Tolga Özkan'ı sanata yönlendiren neydi?

* Dünyanın derin sıkıcılığından ve boğucu materyalizminden sıyrılmak adına girdiğim arayışta resim yapmak bir çıkış yolu oldu benim için. Kendi sınırsız hayal dünyamdaki

sınırsız seçeneklerin dışarıya taşması çok doğal bir süreçti, tek sorun eller ve zihin arasındaki geçişi sağlayan çizim yapabilme çalışmalarının beni sınırlandırması oldu.

Bu kısmı halen tam olarak aşabildiğimi söyleyemem.

2- Sanatçı olmanızın yanında iç mimarsınız. Mesleğinizin sanata olan yakınlığı su götürmez bir gerçek. Peki resimle olan bağlarınızın, iç mimaride size yardımı oluyor mu? Başka bir deyişle sanat, yaptığınız işlere farklı bir bakış açısı ve derinlik katıyor mu?

*Şu güne kadar çizdiğim yüzlerce proje de her biri birbirinden farklı tasarımlar yapma

şansım oldu. Bu işte aynılığa düşmemek ve yapılmayanı hayal edebilmek için yaratıcılık zaten gereklidir. Dolayısıyla tasarımcılığın ve sanatçılığın birbirinden çok ayrılamayacağını sanıyorum, ikisi de özde aynı kaynaktan beslenir; hayal gücünün itilimi. Eski projelerimizi web sayfamızda bulabilirsiniz: www.telosicmimari.com

3-İki mesleğinizi ( meslek diyorum çünkü siz aksini iddia etseniz bile ben profesyonel olduğunuzu düşünüyorum ) sentezlediğimizde ortaya "yaratıcılık" sıfatı çıkıyor. Sizin yaratıcılığınızı ne öldürür Tolga Bey?

*Yaratıcılığı öldürmek çok kolaydır, ruhsal bağlantınızı kesecek herhangi bir etki yeterlidir. Bu aslında hayat enerjisini de kesmektir. Dış etkenlerin hayatı sınırlaması ve endişeler, artniyetli eleştiriler, etrafınızdaki küçük zihinler frekansınızı düşürüp özünüzün size aksini hemen engelleyebilir. Bir de beni en çok rahatsız eden değişimin yavaşlatılması ya da durmasıdır. Değişim her yerde yenilik ve akış demektir, yaşama sevgisi ve yeni deneyimler demektir, temel unsurlar dışında hayatta her şey dönüşmelidir. Varoluşun temel düsturu değişimdir, durgunluk dejenerasyona sebep olur, yaratılışı baltalar diye düşünüyorum.

4- Oldukça özgün çalışmalarınızla tanıyoruz sizi, ama elbette size esin kaynağı olan sanatçılar da vardır, değil mi?

*Diğer sanatçıları çok tanıdığımı söyleyemem. Kişilerden ziyade eserlerinin bende bıraktığı etkilerle ilgileniyorum. Sürrealist , Fantastik ve Visionary Art akımlarına dahil olan bir çok sanatçıyı beğeniyorum. Öğrenciyken Dali’yi oldukça etkileyici buluyordum, daha sonra internet vasıtasıyla keşfettiğim çok muhteşem eserler gördüm. Yurtdışında hiç tanımadığımız harika sanatçılar var, emek verilen bütün eserlere çok saygı duyuyorum.

5- Resimlerinizde gerçeküstücü bir yol izlediğinizi gözlemleyebiliyoruz. Siz tarzınızı tam olarak nasıl yorumluyorsunuz?


*Tarzımı ben de tam olarak bilmiyordum, resme başlarken şu tarzda bir iş çıkarayım diyemem zaten, doğaçlama diyebileceğim bir şekilde ortaya çıkıyorlar. İncelediğim akımlar arasında Visionary Art ( tercüme olarak ne deniyor bilmiyorum ama ben Sezgisel ya da Öngörüsel diyebilirim) akımının tarzımı ifade edebileceğini gördüm.

Ama hem soyut hem figüratif, farklı tekniklerde yaptığım birkaç tarza girebilecek çalışmalarım da var.

6- Vizyon deyince, zihinsel görme/algılamadan bahsediyoruz herhalde. Bu metafizik daha doğrusu sezgisel güçleri nereden alıyorsunuz?

* Dediğiniz gibi konularım ve genel tarzım metafizik bir alanda seyrediyor. Resimlerin konularını çoğunlukla ilham tarzında bir anda buluyorum, bazen tasarladığım eklentilerle yoğuruyorum ve hiç beklemediğim bir iş ortaya çıkıyor. Bazen tüm resmin imajı zihnimde beliriveriyor ve aklımdan çıkmadığından ortama aktarabiliyorum.

Bazen de parça parça etkiler zihnimde yeni formlar oluşturuyor ve ortama aktarırken de başkalaşarak ortaya çıkabiliyor. Sonuçta kendi öz katmanlarımdan zihnime yansıyabilen oranda dışarıya vurabildiğim sezgisel bir süreç bu. Hepimizin temelde telepatik ve sezgisel olduğunu biliyorum, bu yeteneklerimize açık olduğumuz sürece üst benliğimiz özümüz vasıtasıyla kendisini dünyada ifade etme şansı bulacaktır.

7- Kendinizde nasıl farkettiniz bu durumu?

* Gençlik dönemlerimden beri hissetiğim veya rüyamda olup gerçekleşen olaylar sonucu sezgisel yönlerimizi anlamaya başladım , bu konularda inelemeler yaptım. Bize anlatılmayan bir çok kavramların bir çok insan tarafından farkına varıldığını gördüm.

Evrenin bütünsel yapısının bizleri nasıl etkilediğini ve kendimizi birey birey bu bütünsel biliçten ayırarak izole ettiğimizi fark ettim.Şimdi tüm insanların şöyle ya da böyle bu bütünsel kozmik biliç alanına bağlanmak ve yaptıklarının sonuçlarını idrak etmek sürecinde ilerlediğini ve evrimleştiğini düşünüyorum. Bu çok yavaş sürece yeterli sabır gösteremiyor olsam da halen yeniden yeniden yeşeren umutlara sahibim.

Ben de kendimce diğer şuur alanlarımdaki, üst benliğim ve bilinçaltımdaki imgeleri kullanarak henüz bunları algılayamayacak olanlara bilinmez bir hediye olarak sunuyorum diyelim.

Sonsuz ruhsal benliğimizin evrenin sonsuz olasılık ve varoluş boyutlarında biriktirdiği

deneyimlerden Dünya ya aktarılabilecek özellikte olanlarını ulaşabildiğim ve hatırlayabildiğim oranda aktarmayı her zaman istiyorum. Tüm bunlar bakan kişinin anlayışı ile buluşmayabilir fakat içerdikleri düşünce formları enerjileri ve formların barındırdığı farklı boyutların etkileri bilincin alt katmanlarına ulaşacak ve onu yeni kavrayışlara hazırlayacak tohumlar olacaktır.

8- En çok neyi unut(a)maz Tolga Özkan?

* Sevgi ve saygıyı paylaşabildiğim insanları.

9- "Önemli olan resimdeki mesajı en güzel şekilde bilince aktarmak ve şuuraltı toplumsal bilince bilgiyi iletmektir." Bu size ait bir söz. Biraz açabilir miyiz? Resimlerinizdeki gizemle, bireysel ve toplumsal ruha bir şeyler kattığınızı iddia ediyor olabilir misiniz?

( eğer cevabınız evet ise, aşağıdaki soruyu yöneltiyorum değilse cevap vermek zorunda değilsiniz)

* Yukarıda bu konuyu biraz irdeledim sanırım. Resimler vasıtasıyla hiç bir zaman sözlü dile getiremeyeceğimiz kavramları tek tek bireylerin zihinlerine imajlar aracılığıyla kodlayabiliriz ve kendimizi toplumla ancak bu şekilde paylaşabiliriz. Bu sayede kişinin düşünce kalıplarını ve yargılarını aşarak direkt özüne ulaşabiliriz. Resimler kendi düşüncelerimi manyetik bir alana dönüştürerek bir çekim ve yansıma alanı yaratırlar.

Bu alanla bütünleşebilen herkes ortak bir düşünce alanı yaratacak ve toplumsal bilincin arketipsel yapısına katılacaktır. Tüm bunlar bilinçli olarak gerçekleşen durumlar değildir zaten, genel olarak insan ve toplum mekanizmasını belirtmek istedim.

10- Bu durumda toplumcu bir ressam diyebilir miyiz sizin için? Hani şu çok tartışılan konuda; " sanat sanat için mi, sanat toplum için mi? " toplumcu anlayış safında mı yer alırsınız?

* Toplumcu ya da bireyci olarak bir ayrıştırma yapmak istemem, bu durum simbiyotik bir yapıdır, düalitenin dengesini içerir, ayrılamaz. Siz ne yansıtırsanız toplum size geri yansıtacaktır o yüzden her anlamda ürettiklerimizin sorumluluğunu yüklenmeli ve farkında olmalıyız. Sanatı kendim için yaparım ama toplumla paylaşırım, diğerlerinin farkındalığına girmeyen şeylerin bir değeri olamaz. Umarım kendimizden insanlara daha çok ulaşabiliriz, aradaki sınırların erimesini diliyorum.

11- Teknik olarak yağlıboya ve akriliklerinizin dışında dijital boyama çalışmalarınız da var. Bu konuda eleştiri alıyor musunuz? Çünkü Türkiye'de çağdaş sanatın içine dahil olsa da, halen tam olarak kabul görmüş değil.

* Çok sevindiğim bir soru; her konuda yenilikleri takip eden insanların Dijital sanatı kabullenememesi oldukça garip aslında. Sonuçta bilgisayar da bir araçtır, ne yaparsanız onu geri verir, ama daha temiz bir ortamda çalışabilirsiniz. Ben her aracı kullanmayı seviyorum, değişikliği seviyorum, yeni şeyler denemeyi seviyorum. Dijital boyamayı kolaya kaçmak olarak gören kişilerle tanıştım, acaba bu yargılarını denedikten sonramı verdiler merak ediyorum. Emek neredeyse aynı orandadır, boyanın farklı, dijitalin farklı kolaylıkları vardır, sadece tercih konusu olabilir, eleştirileri sığ buluyorum.

Bundan sonra boyayla sanat yapmanın antika bir yöntem olarak kalacağından eminim, gelecek ışık ve enerjiler üzerine kurulacaktır.

12- Bazen resimdeki mesajı anlasak da, kelimelerle ifade etmede yetersiz kalabiliyoruz. Fransız filozof Michel Foucault'un bu yönde çok güzel bir sözü var; " Ne gördüğümüzü söylememiz boşunadır; çünkü gördüğümüz, söylediğimizin içine hiç bir zaman yerleşmiş değildir." Sizin resimlerinizde de görüntü ile algılama ön planda. Belki bize çok fantastik geldiğindendir. Katılıyor musunuz bu düşüncelere?

*Sanırım katılıyorum. Ben akla değil bilinçdışına hitap ediyorum demiştim. İnsan zihni kelimelerin ötesindeki kavramlarla haşır neşirdir. Kendimizi 3 boyutlu algıyla sınırlamaya çalışmak ve onun güvenliğine sığınmak artık işe yaramayacaktır. Zaman ve evrensel enerjiler yoğunlaştıkça tüm bunların ötesine geçmek zorunda kalacağız.

O nedenle bir resme bakıp ‘’ bu şunu demek istiyor’’ demenin anlamı kalmamıştır.

Daha aşkın şuur düzeylerini kelimelerle ifade etmek çok çok az insana kısmet olmuştur,

çünkü onların görevi budur zaten. Formların da içerdiği enerjiler ve duygular vardır.

İfade etmek basitleştirmekten öteye gitmeyecektir. Resimlere isim koyarak ben de bunu yapmak zorunda kaldığımı itiraf ediyorum.

13- Resim deyince aklınıza gelen ilk üç isim kimlerdir?

* İsimlerle ilgilenmiyorum.

14- Resmin dışında çeşitli obje ve aksesuarlar tasarlıyorsunuz. Görenlerde hayranlık ve merak uyandıran bu nesnelerin bir ortak özellikleri var, ana maddeleri olan "orgon jeneratörleri". Nedir bu orgon? Sadece siz mi çalışıyorsunuz bu objelerle?

*Sadece ben yapmıyorum ama Türkiye’de varsa da internette bulamadım. Amerika’da yapan çok kişi buldum. Kısaca açıklamak gerekirse bunlar olumsuz düşüncelerin ve değişik manyetik alanların zararlı etkilerini azaltarak çevremizi arındıran objelerdir.

Kolye, anahtarlık, bardak altı diskleri, piramit ve kubbeler şeklinde masa üstü süsleri olarak tasarlayıp üretiyorum. Temel maddeleri metal tozları,polyester, doğal değerli taşlar,deniz kabukları,metal tellerdir.

Bu objelerin mantığını Wilhelm Reich isimli bir bilim adamının çalışmalarından çıkarmışlar.Kendisi ile ilgili çok kitap ve bilgi bulunmakta, gerçekten çok ilginç çalışmalar, araştırılmasını öneririm.

Bunları nazarlık gibi düşünmüyorum, daha çok çevremizde bulunup ilginç ve güzel formlarıyla bize olumlu olmayı hatırlatan birer sembol ve araç olarak görüyorum.

Çevremiz negatif düşünce alanlarıyla çevrili olduğundan ve düşüncelerimizin 4/3ü

Bize ait olmadığından sürekli olumsuz yöne doğru kaymaktayız. Arada bir bizi uyandırıp kendimize dönmemize aracı olacak güzelliklere ihtiyacımız olabilir.

Detaylı bilgi ve resimlerini yüklediğim web sayfamı inceleyebilirsiniz.

Orgon Jeneratörleri web sayfası:

www.white.prohosting.com/omegaart.tr.gg/index.html

15- Orgonlarda astrolojik ve doğal taşlar da kullanıyorsunuz. Bunların estetik olmasının dışında, kişiye fayda sağladığına da inanıyor musunuz?

*Doğal taşların kristal molekül yapılarıyla çevrelerine düzenleyici titreşimleri yaydığını söylüyorlar. Her maddenin kendine has bir frekansı vardır, doğal taşlar da doğanın en olgunlaşmış ve evrimleşmiş yapıları olarak bu skalaların üst sıralarında yer alıyorlar. Onların varlıklarıyla yaptığım Orgon Jeneratörlerini onurlandırarak daha da iyi etkiler yaymasını sağladıklarına inanıyorum.

Yinede dediğim gibi bunları arketipsel semboller olarak ta düşünebiliriz. Önemli olan neye inandığınızdır, sizi sadece inandığınız bir kavram etkileyebilir ve alanınıza girebilir.

16- Sizce bir esere değer katan nedir?

* Sanatın 9 katmanı vardır, eğer özünüzdeki gerçekleri ifade edebiliyorsanız siz de son katmandasınızdır. Onun ötesinde form yoktur, her şey sonsuza bağlanır, bizlerde bu sınıra doğru yol aldığımız oranda değerimizi ortaya koyabiliriz. Değerli olan özden dışarı yansıyanlardır, dışardan içeri yansıyanlar birbirine benzeyen fotokopiler olabilir.

17- Sizin ilave etmek istediğiniz bir şey var mı?

*Düşüncelerimi ilk defa paylaşabilme şansı verdiğiniz için çok teşekkür ederim.

Kesintisiz bir iplik yumağı gibi başarıyla ilerlemenizi ve ufkumuzu açmaya devam etmenizi diliyorum.

Web sayfamda önceki dönem resim çalışmalarımı görmek isterseniz :

www.tolgaozkan.biz

Yeni çalışmalarım ile yakında sayfayı yenileyeceğim.

Mavi Yeşil dergisi ve okuyucuları adına çok teşekkür ediyorum.

Nazlıhan Ergin

Hiç yorum yok: